6 Şubat.
Neresinden bakarsak bakalım bir faninin görebileceği en büyük felaketlerden birini yaşadık.
Yerin fay hatları, göğün feryatlarla sallandığı, ölümün her türlüsüne şahit olduğumuz, annelerin yavrusuz, babaların evlatsız, yavruların öksüz, evlatların atasız kaldığı, öbek öbek kayıplar yaşadığımız felâket.
Gökyüzüne doğru diktiğimiz sağlam temellere oturtulmamış beton yığınlarının uykumuzun en derin, en tatlı yerinde başımıza devrildiği, gönül dünyamız ve dahi zihin dünyamızda kapanmayacak fayların açıldığı felâket.
Vefat edenlerimizin yaş ortalaması kaçtı acaba? 18 mi? 28 mi? 38 mi?
48 değil onu kesin biliyorum.
Geleceğimiz öldü, öğretmenlerimiz, üniversite öğrencilerimiz, ustalarımız, doktor, imam, lise talebelerimiz, anasınıfı, ilkokul,ortaokuldaki meleklerimiz öldü. Ya enkaz başlarında kriz geçirip ölenlerimiz.
Geleceğimiz öldü kirvem.
Sosyolojimiz bozuldu, Psikolojimiz bozuldu, Fizyolojimiz bozuldu.
Sağlık ağır hasarlı, ekonomi ağır hasarlı, eğitim ağır hasarlı, belediye ağır hasarlı, AFAD ağır hasarlı, sen ben o biz siz onlar ağır hasarlıyız.
Yoğun bakımlık bir şehir kaldı elimizde.
Ve bozuk olan saklantı ve saplantılarımız gün yüzüne çıkmaya başladı. Hırsız olduk, dilenci olduk, direncimizi kaybettik.
Böyle yaşıyoruz işte...
Elmas kent, Altın kent, Zümrüt kent, İkra kent, Ashap kent... Ölümün teğet geçtiği bizler müteahhitlerin isimlerine kent, yalı, şato, cennet bahçesi koyduğu, ömrümüzün yarısını satın aldıkları evlerden KONTEYNIR KENT şehrinde sabır çeker olduk. Muhacir ve acıya tacir olanlarımızı sayamıyorum bile.
Tüm bunlara rağmen hayat devam ediyor! diyesim var.
Hayat bir bilgisayar oyunu değil dostlar değil, reset tuşu yok bunun. Herşeye rağmen hayat devam edecekse çocuklarımız için devam edecek elbet.
Sahi az kaldı çocuklarımız okula gidecekler. Okul yolu düz gider, çocuklar bayram eder şu enkazlar olmasaydı. Kepçeciler çocuklar derste iken tak tak tak çalışacak, kör olası kepçeciler evimi süpürdüler.
-Örtmenim bina yıkılıyor
-Kapatın çocuklar kapatın pencereleri toz girmesin,
-Örtmenim gözümüzü de kapatak mı?
- Dalga mı geçiyorsun benimle zaten ailemden vefat edenler oldu depremde...
- Örtmenim benimde babam öldü.
- Evet çocuklar çarpım tablosunu kim ezberledi bakalım.
- 3kere 3
-7.6
- 3 çarpı 3
- 7.7
- 9 çocuklar 9
- Örtmenim 9 olmaz çok yüksek bizde ölürüz.
....
Yeni eğitim öğretim yılı başlarken bir eğitimci olarak aklımda deli sorular.
1-Deprem bölgeleri için yeni bir müfredat oluşturulabilir miydi?
2-Deprem öncesinde de büyük problem olan İl Halk Kütüphanesi ve okuma salonları öğrencilerin ders çalışma ortamları olarak düzenlenebilir miydi?
3- Tayin isteyip giden öğretmenlerin en azından şartları uygun olanlarının kalması için bazı adımlar atılabilir miydi?
4- Depremde birinci derece yakınlarını kaybetmiş çocukların hangi okul ve hangi sınıflarda olduğu tespit edilip ilgili okul idarelerine ve bu sınıflarda derse girecek öğretmenlere dönük eğitim çalışmaları yapılabilir miydi?
5-Kalacak evi olmayan eğitimcilere ait bir konteynır kent inşa edilip öğretmenler bir arada tutulabilir mıydı?
6- Bir arada olan öğretmenlerin aynı ortamda olmasının mesleki dayanışma yaratacağını tahmin etmek zor muydu?
7- Rehber öğretmen normları arttırılabilir mıydı?
8- Adıyaman'da mukim en az bir bakan yardımcısının idaresinde eğitim faaliyetleri düzenlenemez miydi?
9- Bazı sınıf mevcutları yine 40 öğrenci ve üstü mü olacak?
10- Bu sınıflarda tam zamanlı kaynaştırma öğrencileri olacak mı?
..........
Üniversitemiz ah üniversitemiz...
1- En azından bir makale, bir rapor, bir anket, bir komisyon calışması yapılamaz mıydı?
2- Sosyoloji, Psikoloji, RPD, öğrencileri alanda alanları ile ilgili calıştırılamaz mıydı?
3- Deprem ve etkileri ile ilgili lisans üstü eğitim programları açılamaz mıydı?
Sahi lisanüstü eğitimler niçin yapılır?
...............
Ya Rab! gönlüme bir kayyım gönder dediğim noktadayım, neden özel yetkilerle donatılmış bir kaç kayyum yok kurumlarımızın başında...?
Eğitimimiz depremzede, tedavilerimiz palyatif...
"Söz uzar anlam kaybolur" derler, yazımı burda noktalamak zorundayım.
Bana bu fırsatı sunan Samsat Platformunun değerli yöneticisi Mustafa Yıldırım hocam ile yazımı okuyup eleştiren eleştirilerini bana ulaştıran okuyucularıma şimdiden teşekkür ederim.
Niyet hayır akıbet hayır.
Selametle kalasınız...

