Bedir YAMAN


An olur, Asra Bedel

An olur, Asra Bedel


...ya çökerse بسم الله على النفس وأهل ومالي diye dua etmeye fırsatım olur muydu?
Şubat ayı soğuğunun iliklerimizi yaktığı, korkusundan yüreklerimizde kapanmayacak fayların oluştuğu o gece. Dağa kar şehre ölüm yağacaktı bu gece… 
Geçen yıl ki gibi kar felaketi olmaz inşallah, olursa arabayı çıkarabilecek şekilde parkedeyim bari. Eve çıkar çıkmaz kombinin derecesini arttırdım. Haydi çocuklar uyuyun yarın kar yağacak üstelik okullarda tatil. Erkenden kalkıp karın keyfini çıkaracağız! Komşu kızanı, her sene yaptığı gibi bir önceki yılın intikamını almak için bana özel kartopu hazırlayacak, Halil hoca kardan adam yarışması yapacak, sabah kuşlar aç kalmasın diye bir kaç avuç bulgur dökeyim balkona, fırıncı Bahattin’in şekeri azdı yine, kürek elinde söyleniyor, Bakkal Mehmet tentesini temizlemeye başladı bile geçen sene çökmüştü. Bekir sıcak ekmekleri kucağına sarıp Bedir hoca kaç ekmek? Ben alırım Bekir abi sen zahmet etme bu sabah, yoldan gecen arabaların eriyen karın sularında çıkardığı sesi çok seviyordum.
Ne de güzel kar ile bürünmüş kartpostallık görünüyor limon çamı, fotoğraf çekiniyor, selfie yapıyor sitemin delikanlıları, genç kızları, yine sigarasını yakmış balkonda ihtiyar bacı…Ali çizmeleri ile yara yara karı yol açarak yürüyor bende onu takip ediyorum. Sahi bu karda niçin terlikliyim, ekmek almak için çıktım evden, terlikle üstümde kaban parkta ki salıncaktayım.

Şu ağacı bir sallayayım da kardan adama dönsün ağacın altında fotoğraf çeken Hacı abinin çocukları. Ağaca dokunmam ile birlikte sallandı, sallandı ağaç, dökülüverdi karlar başlarından aşağı, ağaç tamamda ben niye sallanıyorum, ya bu ses nedir? Allah'ım ev mi sallanıyor? 
Kalk,kak,kalk korktuğumuz bu, deprem oluyor. Fırladım yataktan, beşikten aldım Ayşe'yi komodin dibine girdim, komodin kafama kafam komodine çarpmaya başladı.

...Allahhhh, Allahhhhh, Allah-u Ekber...sesimi duyup gelmeliydi yanıma bir çırpıda çocuklarım ama gelemediler. Başımı kaldırıp yatak odasının batıya bakan penceresinden baktım, güneş batıdan mı doğacak?  Kıyamet mi bu? Bir an durdu, kalktım yerimden (cenin pozisyonundan ölüm pozisyonuna geçmişsin dedi bir bilen). Eşimi kızımı koridora doğru ittim, koridor görünmüyor, toz bulutu, karanlık olsa da yamuk yumuk perdeler gibi görünüyor duvarlar, yan duvar kapı dibine yıkılmış, elimi duvara doğru uzattım, kolum mu kısaldı benim? kavuşmadı duvara. Önümü kapayan parçayı ittim, koridordaki vestiyer, camlar, ses ses ses eyvah bina yıkılıyor, dış kapıya dış kapıya…

başıma dökülen alçı parçaları ve tozları halen saçımı başımı ağartmaya, yüreğimde ağır bir yük olmaya devam ediyor. Bu yüzdendir ki 6 Şubattan hiç çıkamadım. Devrilen cam ve eşyaların sesleri arasında, Babam! Babam! çıkamıyorum odamdan çığlığına koştum, çıldırmış bir dev bu ev, yıkıldı yıkılacak, yolumu tıkayan eşyalar, balkon kapısından mı gireyim çocuk odasına?  Çocuk odasında göz nurum, eline değdi elim, çift kanat oldu iki kolum, kuvvet buldu belim, o an nefes aldım sanki, o ana kadar ciğerlerim kilitlenmişti, dış kapıda yolunu kaybetmiş babasını çağırıyordu Meva’m çağırmasa küçücük koridorda kaybolmuştuk, ölüm yoluydu adeta, sırat oldu koridor, bizi yutmaya yeminli betondan canavar, çelik kapı açık, dışarı çık dışarı…çıkarken kabanımı kaptım vestiyerden, oh anahtar cebimde… merdivende izdiham.

Zemin kata ulaştık durdu sanki. Ama bu ses bu velvele bu feryat. Yalınayak hava buz, karanlığı yaran bir toz...Arabaya attım çocukları…Bahçenin dışına çıkardım. Arabayı Sümerpark köşesine park ettim. Şu karşıda enkaza dönmüş ev Tut’lu Mehmed’in evi değil miydi?

Geri dönmeliydim, binaya bakmalı, ne oldu anlamalıydım, arabadan indim o vakit felaketi fark ettim. Fırın çökmüş, bakkal göçmüş enkaza dönmüş yandaki iki yıllık bina. Mahşer yeri yol, kaldırım. Yol boyu yıkılmış evler yola saçılmış koltuk, kanepe perdeler. Eğer deprem üssü Adıyaman ise en az on bin kişiyi kaybettik diye geçti aklımdan. henüz üst katlar çığlık çığlığa iniyor.

Çocuklara su içirmeli idim, eve tekrar çıkmalıydım, ayakkabı, üst baş, ve su..., saat kaç 4.25. Nasıl oldu nasıl çıktım bilmiyorum, eve çıkmışım, mutfağa vardım dolapta elime geçeleri doldurdum poşete çıktım binadan. Dışarıya adım atar atmaz geri dönüp koridora bağırdım. Kimse var mı? Kimse kaldı mı? Bir ses duydum biz varız, koştum kırık fayansları sağa sola iterek, 3. kat yaşlı bir anne, kolunda iki kızı. 
Anne yıkık merdivenden inemiyor ikisi koluna girmiş öylece bekliyorlar. Gel ana gel sırtıma dedim, utandı belki de kıyamadı bana. Aldım sırtıma birinci kata inince bırak beni kollarım koptu dedi, düşürmemden kokuyordu sanki. Korkma ana korkma dünyayı sırtlamışım , bu dev çökse üstüme yine seni buradan çıkaracağım ahdim  olsun. Zemin kata indik dış kapıdan çıkınca bir daha salladı zelzele, binanın altından çıkın dedi bir adam çöktü çökecek. Çökerse... (Şimdi anlıyorum şok halini, meğer şok hali içinde bulunduğun an dan başka bir şey düşünememe hali imiş, meğer şok hali öyle bir an ki zamandan beri imiş. Şok hali geçince anladım bir an yaşamışız asra bedel) Çocuklar ve eşim ağlaşıyor, nerde kaldın iki saattir bekliyoruz gelmedin, bir daha deprem oldu, araba çok sallandı, hareket ediyor sandık bırakma bizi burada.

Saat kaç 4: 45. Artık güvende olduğumu yazmam ve aramalar yapmam lazımdı, telefonlar çalışıyordu, birazdan şebekeler gider, şebeke varken… Duramadım tekrar indim arabadan. Karı koca komşum dışarıda kalmışlar hava buz, gidip GETZ’i getireyim binsinler dedim.

Araba çalışmıyor akü bitmiş, şimdi mi? Olacak iş mi? (meğer marş dinamosu ölmüş) yokuş aşağı idi Allahtan. 
Gel komşum gel sizde buna binin ama stop etmesin. Kar, yağmur ve soğuk, ısının,ısının…

Gelecek Yazım: Adıyaman Ölüyor
Görüşmek üzere Selametle…

Yorum SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?