Siyaset, çoğu zaman kişiler üzerinden okunur. İsimler konuşulur, makamlar tartışılır, kurumlar yüceltilir ya da yerilir. Oysa asıl mesele ne isimdir ne de makam. Asıl mesele, istikamettir. Çünkü bizler siyasetten değil, istikametten sorumluyuz.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Kişiler değişir, dönemler kapanır, kurumlar dönüşür. Dün alkışlananlar bugün unutulabilir, bugün güçlü görünenler yarın sahneden çekilebilir. Ancak hakikat, bütün bu değişimlerin üzerinde ve dışında durur. O ne zamana yenilir ne de rüzgâra göre yön değiştirir.
Hakikat, bedel ister. Kolay değildir onun tarafında durmak. Popüler olanla değil, doğru olanla yürümeyi gerektirir. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kalırsınız. Ama bilirsiniz ki doğru istikamette atılan tek bir adım, yanlış yönde atılan bin adımdan daha kıymetlidir.
Bugün yaşadığımız birçok tartışmanın temelinde de bu ayrım yatıyor. Kimin haklı olduğu değil, neyin doğru olduğu sorusunu sormadığımız sürece yolumuzu kaybetmeye mahkûmuz. Oysa ilke, kişiden; dava, makamdan; istikamet, siyasetten üstündür.
Herkes gider. Güç de gider, ün de gider, kalabalıklar da dağılır. Geriye kalan tek şey, insanın hangi tarafta durduğudur. Hakikatin yanında mıydı, yoksa rüzgârın yönüne mi bakıyordu?
Sonunda herkes gider; ama hakikat kalır. Ve insan, eninde sonunda onunla yüzleşir.

