Engin Yılmaz


MADO’yu Aklayan Aynı Bilirkişi Heyeti,

Bu Kez Merkez Market’i “Kusursuz” Buldu


76 kişinin öldüğü Hatay dosyasında tanıklar, fotoğraflar ve bilimsel raporlar yok sayıldı; MADO’yu aklayan aynı bilirkişi heyeti bu kez Merkez Market’i “kusursuz” buldu. Deprem adaleti, bir kez daha iki satırlık rapora teslim edildi.

Türkiye’de depremler sadece binaları yıkmıyor.
Adalet duygusunu, hukuka olan inancı ve “bir daha olmaz” cümlesinin içini de yerle bir ediyor.
6 Şubat’tan sonra “99’dan ders çıkarıldı” diyenler vardı.
Bugün gelinen noktaya bakınca, çıkarılan dersin şu olduğu anlaşılıyor: Nasıl olur da sorumlular yine kurtarılır?
Hatay’da 76 insanın hayatını kaybettiği Tartıcı Apartmanı davası, bunun en çıplak örneklerinden biri.
Ortada tanıklar var.
“Kolonlar kesildi” diyen, bunu gözleriyle gördüğünü anlatan insanlar…
Ortada fotoğraflar var.
Vergi dairesi görevlilerinin çektiği, projeyle yan yana konulduğunda kolonların olması gereken yerde olmadığını gösteren görüntüler…
Ortada analizler var.
Yer karoları sayılarak, metre-metre ölçülerek yapılan üç boyutlu teknik çalışmalar…
Ama bütün bunlar bir anda görünmez oluyor.
Neden?
Çünkü Pamukkale Üniversitesi’nden bir bilirkişi heyeti, iki satırlık bir raporla diyor ki:
“Merkez Market kusursuzdur.”
İki satır.
Yetmiş altı cana karşı iki satır.
Olacak şey değil…
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu bir bilirkişi raporu mu, yoksa bir aklama belgesi mi?
Daha da vahimi şu: Bu heyet tanıdık.
Kahramanmaraş’ta 35 kişinin öldüğü Manolya Apartmanı davasında da sahnedeydiler.
İlk iki bilirkişi raporu MADO’nun sahiplerini “asli kusurlu” bulmuştu.
Sonra dosya Pamukkale’ye gitti. Sonra birden kusur ortadan kalktı. Ardından adli kontroller kaldırıldı.
Şimdi aynı isimler, aynı yöntemle Hatay dosyasında karşımızda.
Tesadüf mü?
Türkiye’de tesadüf kelimesi, artık en çok adaletsizlik dosyalarında kullanılıyor.
Bu arada dikkat çekici bir başka tablo var. Dosyada kim kaldı biliyor musunuz?
80 yaşında, ağır hasta bir müteahhit…
Bir de 1986’da statik hesabı yapmış, sonra binayla hiçbir ilgisi kalmamış bir mühendis: Cihat Mazmanoğlu.
Market sahipleri yok. 
Tadilata ruhsat verenler yok.
Denetlemeyen belediye yok.
Çatıya 350 tonluk yük bindirilirken ses çıkarmayan kamu görevlileri yok.
Ama muhalif kimliğiyle bilinen bir mühendis var.
Üstelik bu mühendisin 2011 yılında yaptığı deprem uyarısı, bu davada aleyhine delil sayılıyor.
“Demek ki sonucu biliyordu” deniliyor.
Yani bu ülkede artık depremi önceden söylemek de suç.
Eğer bu mantık doğruysa, yıllardır “deprem geliyor” diyen herkes potansiyel sanık olmalı.
Ama garip bir şekilde, bu ülkede sadece bazı insanlar “biliyor” kabul ediliyor.
Uzman akademisyenlerin raporları dikkate alınmıyor.
Ceza hukukunun duayenlerinin “illiyet bağı kesilmiştir” görüşü dosyada süs niyetine duruyor.
Tanık beyanları “belediyeye şikâyet yok” denilerek çöpe atılıyor.
Buna karşılık, uzmanlık alanı betonarme konut olmayan bilirkişilerin raporu hükmün temeli yapılıyor.
Bu bir yargılama değil.
Bu bir dosya tasfiyesi.
Deprem adaleti, sadece sanık bulmak değildir.
Gerçek sorumlulara dokunabilmektir.
Gücü, parası, bağlantısı olana da “dur” diyebilmektir.
Bugün Hatay’da, Kahramanmaraş’ta, Adıyaman’da verilen her tartışmalı karar şunu söylüyor:
Bu ülkede depremde ölmek kader olabilir, ama adalet bulmak hâlâ lüks.
Ve ne yazık ki, biz hâlâ binaların değil, dosyaların nasıl yıkıldığını konuşuyoruz.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?