Müslümanların bazılarının karşı çıktığı, kimilerinin taraf olduğu bir konuyu fıkhi olarak irdeleyerek istifadenize sunuyoruz. Allah'a iman etmiş hakiki bir mümin Kur'an ve sünnete göre; neden parti kurar? Neden siyaset yapar? Gerekçesiyle bunu kısa olarak ifade edelim.
İslam düşünce geleneğinde ve Kur'an-ı Kerim'in sunduğu dünya görüşünde, din ve hayat birbirini tamamlayan unsurlardır. Hakiki bir mümin için siyaset, sadece bir güç mücadelesi değil, "marufu emir, münkeri nehyetmek" (iyiliği yaymak, kötülüğü engellemek) vazifesinin kurumsallaşmış bir halidir.
Kur'an ve Sünnet perspektifinden bir müminin siyaset yapma ve parti kurma gerekçelerini özetleyelim.
Tevhidin sosyal izdüşümü açısından; İman eden bir mümin neden siyaset yapar? İslam inancına göre iman, sadece kalbe hapsedilen bir duygu değil, hayata müdahale eden bir zorunluluk ve tasavvurdur. Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye tetkik edildiğinde, bir müminin toplumsal meselelere duyarsız kalması imkan dahilinde değildir. Müminin siyasi bir organizasyon (parti vb.) çatısı altında faaliyet göstermesinin temelinde ulvi gayeler yatar.
1. Adaleti Tesis Etme Vazifesi:
Kur’an, adaleti mülkün ve nizamın temeli sayar. "De ki: Rabbim adaleti emretti" (A’râf, 29) ayeti, müminin en temel misyonunu belirler. Siyaset, adaletin geniş kitlelere ulaştırılması, mazlumun hakkının korunması ve zulmün engellenmesi için en etkili araçtır. Hakiki bir mümin, adaleti ayakta tutmak adına toplumsal karar mekanizmalarında yer almayı bir ibadet şuuruyla görür.
2. "Emr-i bi'l-Ma'ruf ve Nehy-i ani'l-Münker":
İslam toplumunun temel karakteri olan iyiliği hakim kılma ve kötülüğü önleme görevi, ferdi çabaları aşan bir boyuta sahiptir. Toplumsal ahlakın korunması, haksız kazancın önlenmesi ve kamu hukukunun muhafazası ancak siyasi bir iradeyle mümkündür. Mümin, bu ulvi görevi daha sistematik ve geniş kapsamlı ifa edebilmek için siyasi bir çatı altında birleşir.
3. Emanet ve Ehliyet Bilinci:
Nisâ Suresi 58. ayette buyurulan "Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder" hükmü, yönetim kadrolarının liyakatli ellerde olmasını şart koşar. Mümin, yönetimin ehil olmayan, adaletten uzak ve şahsi menfaatlerini önceleyen kişilerin eline geçmesine seyirci kalamaz. Bu, hem Allah’a hem de topluma karşı bir sorumluluktur.
4. Yeryüzünün İmarı ve Hilafet Sorumluluğu:
İnsan, yeryüzünün halifesi kılınmıştır. Bu halifelik, dünyayı Allah’ın rızasına uygun şekilde imar etmeyi, kaynakları adil dağıtmayı ve barışı sağlamayı gerektirir. Siyaset; iktisattan eğitime, dış politikadan çevreye kadar her alanda "israfı" önlemek ve "ıslahı" gerçekleştirmek için bir imkan alanıdır.
5. İstişare (Şura) Kültürünü Yaşatmak:
Kur’an, müminlerin işlerini "kendi aralarında istişare ile" (Şûrâ, 38) yürüttüklerini belirtir. Parti kurmak veya siyasi bir hareket oluşturmak, ortak aklı (meşvereti) devreye sokarak toplumun sorunlarına kolektif çözümler üretmenin modern bir yoludur. Mümin, "tek adam" zihniyeti yerine, kolektif bir iradeyle hakikati aramak için bu mekanizmaları kullanır.
Sonuç olarak; hakiki bir mümin için siyaset; makam, mevki veya zenginleşme aracı değil; "halka hizmeti Hakk'a hizmet" olarak görme sanatıdır. Kur'an’ın adalet, emanet ve meşveret ilkelerini hayatın merkezine taşıma gayretidir. Mümin, siyaseti bir gaye değil, Allah’ın rızasını kazanmak ve insanlığın saadetine vesile olmak için bir vasıta olarak değerlendirir. Bu amaç ve gayelerin dışında; siyaset yapılması bir partide bulunması İslam'ın noktayı nazarında caiz görülmemiştir.
Selam ve dua ile....

