Ramazan YAVUZ


Yeni Nesil ve Unutulan Değerler: Manevî Bir Muhasebe

Yeni Nesil ve Unutulan Değerler: Manevî Bir Muhasebe


Her çağ kendi imtihanını beraberinde getirir. İçinde bulunduğumuz çağ ise hızın, tüketimin ve görünürlüğün çağıdır. Yeni nesil; teknolojinin merkezde olduğu, bilginin kolay ama hikmetin zor ulaşıldığı bir dünyada yetişmektedir. Bu durum yalnızca yaşam biçimlerini değil, değer yargılarını ve manevî dünyalarını da derinden etkilemektedir.

İslam ahlâkının temelini oluşturan edep, haya, sabır, şükür, kanaat ve kul hakkına riayet gibi değerler; modern hayatın dayattığı bireysellik ve haz odaklı anlayış karşısında zayıflama tehlikesiyle karşı karşıyadır. Oysa Kur’an-ı Kerim’de insan, yalnızca düşünen değil; ahlâkıyla, sorumluluğuyla ve kulluk bilinciyle tanımlanır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyurarak, dinin özünün ahlâk olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Yeni neslin en büyük sınavlarından biri, görünür olmayı değerli, çok tüketmeyi başarılı, hızlı yaşamayı güçlü zannetmesidir. Bu anlayış; tevazu yerine kibri, kanaat yerine hırsı, paylaşma yerine bireysel çıkarı öne çıkarmaktadır. Oysa İslam, insanı dengeye çağırır. Dünya ile ahireti, akıl ile kalbi, özgürlük ile sorumluluğu birlikte düşünmeyi öğretir.

Ancak bu tablo umutsuzluk sebebi değildir. Gençlerimiz adalet, merhamet, hak ve özgürlük gibi kavramlara karşı duyarlıdır. Bu duyarlılığın manevî bir zeminle buluşturulması büyük önem taşımaktadır. Zira değerler yalnızca öğretilerek değil; yaşanarak, örnek olunarak ve sevdirilerek aktarılır. Aile, okul, cami ve toplum bu noktada ortak bir sorumluluk taşımaktadır.

Unutulmamalıdır ki değerler kaybolmaz; ihmal edilirse zayıflar. Yeni nesli suçlamak yerine, onlara rehberlik etmek; dini değerleri korku diliyle değil, hikmet ve muhabbet diliyle anlatmak gerekmektedir. Sağlam bir iman, güçlü bir ahlâk ve bilinçli bir nesil; ancak sevgi, örneklik ve samimiyetle inşa edilebilir.

Sonuç olarak, yeni nesil ile geleneksel ve dini değerler arasında bir çatışma değil; bir köprü kurulmalıdır. Bu köprü, geçmişin hikmetini geleceğin imkânlarıyla buluşturduğunda, hem birey hem de toplum için sahih ve kalıcı bir diriliş mümkün olacaktır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?