Son yıllarda İslam’a ve onun muazzez değerlerine yönelik saldırıların arttığına hep birlikte şahit oluyoruz. Kimi zaman cehaletten, kimi zaman kasıtlı algı operasyonlarından, kimi zaman da İslam’ı temsil iddiasında olup onun ruhuyla bağdaşmayan tutum ve davranışlardan beslenen bu saldırılar, yalnızca Müslümanları değil, insanlığın ortak vicdanını da yaralamaktadır. Ancak şu hakikati unutmamak gerekir: İslam’a yöneltilen hiçbir saldırıya verilebilecek cevap, öfke ve savunma refleksiyle değil; ilimle, ahlakla ve güzel örneklikle mümkündür.
Yüce dinimiz İslam’a verilebilecek en güzel cevap, onu en doğru şekilde öğrenmek ve hayatımızda en güzel biçimde temsil etmektir. Zira İslam, yalnızca teorik bir inanç sistemi değil; hayatın her alanını kuşatan, insanı merkeze alan, adaleti esas alan ilahi bir nizamdır. Bu nizamın özü ise Kur’an-ı Kerim’de hayat bulur. Kur’an’ı sadece okumak değil; anlamak, yaşamak ve yaşatmak Müslüman olmanın temel sorumluluklarından biridir.
Kur’an, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir rehberdir. Onun ortaya koyduğu hak ve adalet anlayışı, bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu değerlerin başında gelmektedir. Zulmün, ayrımcılığın, savaşların ve haksızlıkların hüküm sürdüğü bir çağda; Kur’an’ın adalet çağrısı, insan onurunu esas alan yaklaşımı ve barışı önceleyen mesajları insanlık için güçlü bir umut kaynağıdır. Ne var ki bu mesajlar, yalnızca sözle değil; hal ile, duruşla ve ahlakla anlatıldığında karşılık bulur.
İslam’ı temsil etmek, yalnızca belli ritüelleri yerine getirmekten ibaret değildir. Dürüstlükte, merhamette, kul hakkına riayette, adalette ve güzel ahlakta örnek olabilmektir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) en büyük mucizelerinden biri de, yaşadığı toplumda güvenilirliği ve ahlakıyla gönülleri fethetmiş olmasıdır. Bugün bizlere düşen de aynı hikmetli yolu takip etmektir.
Öte yandan, İslam’ın evrensel mesajlarını bütün insanlığa ulaştırırken kullanılan dil ve üslup da büyük önem taşımaktadır. Sert, dışlayıcı ve ötekileştirici bir söylem; hakikati anlatmak bir yana, yanlış algıların daha da kökleşmesine neden olmaktadır. Oysa Kur’an, “hikmetle ve güzel öğütle” daveti esas alır. Sevgi ve barış yüklü bir dil, İslam’ın ruhuna en uygun anlatım biçimidir.
Sonuç olarak, İslam’a yönelik saldırılara karşı en güçlü savunma; bilgiyle donanmış, ahlakıyla örnek olan, adaleti ve merhameti hayatının merkezine alan bilinçli Müslümanlar yetiştirmektir. Kur’an’ı hayatımıza rehber edinerek, onun evrensel ilkelerini yaşayarak ve yaşatarak hem inancımızı koruyabilir hem de insanlığa gerçek anlamda katkı sunabiliriz. Unutulmamalıdır ki, İslam en çok güzel temsil edildiğinde anlaşılır ve en güçlü cevabını da işte o zaman verir.