Enver Güler

Tarih: 15.01.2026 17:39

Haset mi, Gıpta mı? İnsanın Nefsiyle İmtihanı

Facebook Twitter Linked-in

Günümüz insanının en büyük sınavlarından biri hiç şüphesiz hasetlik ve kıskançlıktır. Modern çağ, insanı sürekli başkalarıyla kıyaslayan bir düzen kurmuştur. Sosyal medya, makam yarışı, mal ve mülk hırsı, görünür başarılar… Tüm bunlar insan nefsini kışkırtmakta, kalpleri farkında olmadan karartmaktadır. Oysa mesele başkasında olanı görmek değil; ona bakarken kalpte ne taşıdığımızdır.
İnsan nefis sahibidir. Nefsin olduğu yerde zaaf da vardır. Kıskançlık duygusu, inkâr edilemeyecek kadar insanidir. Ancak Müslüman, duygularını inkâr eden değil; onları terbiye eden kişidir. Haset, bir başkasına verilen nimetin ondan gitmesini istemektir. İşte bu duygu, kalbi yiyip bitiren, imanı zedeleyen tehlikeli bir hastalıktır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) buyurduğu gibi, “Haset ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, iyilikleri yok eder.”
Bir Müslümanın, bir başka Müslümanın malını, kazancını, makamını, mevkiini ve özellikle de hayırlı işlerini kıskanması, İslam ahlakıyla bağdaşmaz. Çünkü rızkı veren Allah’tır. Makamı da, imkânı da, başarıyı da lütfeden O’dur. Kulun görevi, başkasına verilen nimeti sorgulamak değil, kendisine verilen emaneti hakkıyla taşımaktır.
İşte burada karşımıza hasedin karşısında duran temiz bir duygu çıkar: Gıpta. Gıpta; bir başkasında olan hayrı görmek, ona hayranlık duymak ve “Keşke ben de bunun benzerini yapabilsem” diyerek kendini geliştirme gayreti içine girmektir. Gıpta, tembellik değil; aksine çalışmayı, öğrenmeyi, araştırmayı ve üretmeyi teşvik eder. Bir Müslüman, kardeşinin güzel işlerine bakıp kinlenmez; aksine o güzellikten ilham alır.
Gıpta etmek; incelemektir, araştırmaktır, yoklamaktır. “O bunu nasıl başardı?” sorusunu sormaktır. Ama bu soru, dedikoduya ya da çekememezliğe değil; kişisel gelişime kapı aralamalıdır. Gıpta, insanı yarışa sokar ama bu yarışta kimseyi geçmek için değil, kendini aşmak için koşulur. Çünkü İslam’da yarış, hayırda olur; iyilikte olur; ahlakta olur.
Ne yazık ki haset, insanı içten içe çürütür. Kıskanan kişi çoğu zaman kendini tüketir, başkasının mutluluğuyla huzursuz olur, hatta zamanla adaletsiz ve merhametsiz bir hale gelir. Oysa gıpta eden insanın kalbi rahattır. Başkasının başarısı ona ilham verir, yol gösterir. Böyle bir bakış açısı toplumu da diri tutar, kardeşliği güçlendirir.
Şahsen kimseyi kıskanmamaya çalışmak, ciddi bir nefis mücadelesidir. Bu, bir anda olacak bir iş değildir. İnsan zaman zaman içinden geçen olumsuz duyguları fark edebilir. Mühim olan o duyguyu beslememek, büyütmemek ve onu hayra dönüştürebilmektir. Kıskançlık geldiğinde durup düşünmek gerekir: “Bu duygu beni nereye götürüyor?” Eğer bizi karanlığa sürüklüyorsa, orada durmalı ve yönümüzü değiştirmeliyiz.
Sonuç olarak; haset insanı küçültür, gıpta ise yüceltir. Haset kalbi daraltır, gıpta ufuk açar. Müslümana yakışan; başkasının nimetine göz dikmek değil, kendi potansiyelini keşfetmektir. Unutulmamalıdır ki herkesin imtihanı farklıdır. Önemli olan, bize verilenle ne yaptığımızdır. Kalbimizi hasetten arındırıp gıptayla beslediğimizde, hem dünyamız hem de ahiretimiz daha aydınlık olacaktır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —