Güven…
Belki de bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan en sessiz ama en güçlü bağ. Görünmezdir; ölçülmez, tartılmaz. Ama yokluğunda her şey dağılır.
Hayatın her alanında güven görmek ve güven göstermek, sadece bireysel bir erdem değil; aynı zamanda toplumsal bir zorunluluktur. Ailede, sokakta, okulda, iş yerinde, hastanede, adliyede, siyasette… Kısacası insanın olduğu her yerde güven, ilişkilerin temelini oluşturur. Güven yoksa şüphe vardır. Şüphe varsa huzur kaybolur.
İtimat ise güvenin davranışa dönüşmüş hâlidir. Söze değil, duruşa bakar. Verilen sözün tutulmasında, sorumluluğun sahiplenilmesinde, adaletin gözetilmesinde kendini gösterir. İnsan, güven duyduğu yerde rahatlar; itimat ettiği insanla yol yürür.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur: Birbirimize yeniden güvenebilmek. Farklılıklarımızla yan yana durabilmek. Aynı fikirde olmasak bile aynı zeminde buluşabilmek. Çünkü güven, benzemekten değil; saygıdan doğar.
Özellikle kamu hizmetlerinde, sağlıkta, eğitimde ve yönetimde güven duygusu hayati önemdedir. İnsanlar, kendilerini emanet ettikleri kurumların ve kişilerin liyakatine, vicdanına ve samimiyetine inanmak ister. Bu inanç zedelendiğinde sadece birey değil, toplum zarar görür.
Güven görmek istiyorsak, önce güven vermeliyiz. İtimat bekliyorsak, önce tutarlı olmalıyız. Söylediğimizle yaptığımız arasındaki mesafe ne kadar kısaysa, toplumda kurduğumuz bağ da o kadar güçlü olur.
Unutmamak gerekir ki güven bir anda kurulmaz ama bir anda yıkılabilir. Bu yüzden her söz, her davranış, her karar bir sınavdır. Ve bu sınav, hayatın her alanında karşımıza çıkar.
Belki de en sade gerçek şudur:
Güvenin olduğu yerde umut vardır.
İtimadın olduğu yerde gelecek vardır.