Demokrasilerde milletin iradesi sandığa yansır; ancak bu iradenin yasama organına taşınmasında en önemli görev milletvekillerine düşer. Ne yazık ki zaman zaman bu sorumluluğun sadece bir koltuk sahibi olmakla sınırlı sanıldığına şahit oluyoruz. Oysa milletvekilliği, makamdan çok bir görevdir; yetkiden çok bir sorumluluktur. Bu yazıda milletvekilliğinin ne tür bir ahlaki, hukuki ve toplumsal yükümlülük gerektirdiğine odaklanmak istiyorum.
Milletvekili, oy aldığı insanların sesidir. O kürsüde konuşan sadece bir kişi değil, arkasındaki binlerce vatandaşın ortak talebi, derdi, umudu ve beklentisidir. Bu yüzden bir vekilin ağzından çıkan her söz, yalnızca kendi düşüncesini değil, temsil ettiği halkın vicdanını da yansıtır. Mecliste atılan her adım, halk adına atılmış sayılır.
Milletvekili seçilmek, vatandaşa hesap vermekten muaf olmak anlamına gelmez. Tam tersine, her davranışın, her kararın halk önünde savunulabilir olması gerekir. Vekilin asıl patronu millettir. Lüks makam araçlarında değil, halkın içinde, halkla yüz yüze yaşamak esastır. Sorulması gereken soru şudur: “Bu kararı verirken milletin menfaatini mi düşündüm, yoksa kişisel çıkarımı mı?”
Bir milletvekili sadece temsil etmez; aynı zamanda yasa yapar. Yasa yapmak ciddi bir iştir. Okumadan, araştırmadan, toplumun farklı kesimleriyle görüşmeden "evet" ya da "hayır" demek, milletin geleceğini rastgele yönlendirmek olur. Vekillerin bilgili, hazırlıklı ve vizyoner olması beklenir. Zira kötü yapılan bir yasa, on binlerce insanın hayatını olumsuz etkileyebilir.
Siyaset, çoğu zaman çıkarların çarpıştığı bir alandır. Bu alanda yürüyen bir vekilin sağlam bir ahlaki pusulası olmalıdır. Haklının yanında durabilmek, yanlışın karşısında susmamak, parti baskısı da olsa halkın çıkarından şaşmamak... Bunlar kolay değil, ama milletin vekilinden beklediği budur.
Bir milletvekili yalnızca mecliste değil, sosyal yaşamda da toplumun önünde yürür. Davranışı, üslubu, topluma yaklaşımı, bir lider gibi değil, bir hizmetkâr gibi olmalıdır. Zira gerçek liderlik, kibirle değil, tevazu ile olur.
Sonuç olarak milletvekilliği, ayrıcalık değil, sorumluluktur. Her milletvekili, halkın verdiği oyu bir kutsal emanet gibi taşımalıdır. Sözün özü: Meclis’e giren bir vekil, aslında halkın yüreğine girer. Oradan düşmemek ise dürüstlük, çalışkanlık ve vicdanla mümkündür.